Türkiye-AB İlişkileri-Müzakere Sürecindeki Güncel Gelişmeler ve Perspektifler, Essen (Almanya)’deki Türkiye Araştırmalar Merkezinde yapılan konuşma, 27 Şubat 2008

TÜRKİYE-AB İLİŞKİLERİ: MÜZAKERE SÜRECINDEKI GELIŞMELER

TBMM AB Uyum Komisyonu Başkanı

Dışişleri Eski Bakanı

Yaşar YAKIŞ

tarafından “Global Citizen Projesi” vesilesiyle yapılacak olan konuşmanın metni

İstanbul, 25 Ekim 2008

Değerli Katılımcılar,

Türkiye-Avrupa Birliği ilişkileri uzun bir zamana yayılan ve farklı unsurlar içeren bir süreçtir. 40 yılı aşkın bu süreci doğru değerlendirmemize, bulunduğumuz aşamayı daha iyi anlamamıza katkısı olacağı düşüncesiyle, sizlere Türkiye-AB ilişkileri hakkında özet bilgi vermek arzusundayım, daha sonra bazı hususlar üzerinde ayrıca duracağım ve sorularınızı almadan önce kısa bir değerlendirme yapacağım.

– Türkiye, kuruluşundan kısa bir süre sonra,1959 yılında ilk başvurusunu yaptığı AET ile 1963 yılında bir ortaklık antlaşması imzalamıştır. Bu antlaşma hazırlık, geçiş ve nihai aşamalardan sonra Türkiye’nin tam üyeliğini öngörmektedir.

– Türkiye AB’ne 1987 yılında AB’ne tam üyelik başvurusunda bulunmuştur.

– 1996 yılında Türkiye ile Avrupa Birliği arasında bir Gümrük Birliği kurulmuştur.

– 1999 Helsinki AB Konseyi’nde Türkiye’nin üyeliğe adaylık statüsü tescil edilmiştir.

Adaylığın getirdiği karşılıklı yükümlülükler ve uygulanan programlar süreci hızlandırmış, yeni bir döneme geçilmiştir.

–  2002 Kopenhag AB Zirvesi’nde 2004 yılındaki Avrupa Zirvesi’nde Komisyon tavsiyesi doğrultusunda Türkiye’nin Kopenhag Siyasi kriterlerini yerine getirdiğine karar verildiği takdirde Türkiye’nin üyelik müzakerelerinin başlamasına karar verilmiştir.

– 6 Ekim 2004’te AB Komisyonu Türkiye ile ilgili İlerleme Raporu’nda Türkiye’nin                                       Kopenhag Siyasi Kriterlerini yeterince yerine getirdiğine ve katılım görüşmelerinin daha fazla gecikmeksizin başlamasını tavsiye ettiğini açıklamıştır.

– 17 Aralık 2004’te AB Konseyi Türkiye ile katılım müzakerelerinin 3 Ekim 2005’te başlamasını kararlaştırmıştır.

– Katılım müzakereleri 2005 tarihinde başlamıştır. Müzakerelerin başlaması Türkiye-AB ilişkilerini yepyeni bir platforma taşımıştır.

Müzakere Süreci:

Çok teknik ve ayrıntılı olan müzakere sürecini hakkında kısaca bilgi vermek yararlı olabilir. Eski aday ülkelerin de geçirmiş olduğu sırasıyla üç aşama mevcuttur: tarama süreci, müzakereye geçiş ve müzakere süreci.

Tarama süreci, temel olarak AB’nin ve aday ülkenin yetkililerinin müktesebatlarını karşılıklı olarak paylaşarak, AB müktesebatına uyum için aday ülkenin yapması gerekenleri belirleme amacını taşımaktadır.  Türkiye için, tarama süreci 20 Ekim 2005 tarihinde başlamış ve 13 Ekim 2006 tarihinde tamamlanmıştır. Bir yıl tamamlanmadan hızlı, verimli ve başarılı bir şekilde sonuçlanan tarama süreci sonunda AB müktesebatı ile ülkemiz mevzuatının karşılaştırmalı resmi ortaya çıkmıştır.

Taraması tamamlanan fasıllarda Komisyon tarama-sonu raporları hazırlamaktadır. AB Konseyi bugüne kadar 23 fasla ilişkin tarama-sonu raporlarını onaylamış ve bu fasıllara ilişkin Dönem Başkanlığı mektupları Türkiye’ye iletilmiştir.

Müzakere sürecinin başlaması kararı AB Konseyinde oy birliği ile alınmaktadır. Konsey ilgili faslın müzakerelerine geçilebilmesi için yerine getirilmesi gereken “açılış kriteri” (benchmark) belirleyebilir. Açılış kriteri belirlenmemiş ise, müzakere eden ülkeye bir mektup gönderilerek “Müzakere Pozisyon Belgesi” sunmaya davet edilir.

Fasılların müzakereye açılması kararı Hükümetler arası Konferansta verilmektedir.

Müzakereye açılan fasıllar 

– 2006 Haziran ayında “Bilim ve Araştırma” faslında müzakereler açılmış ve geçici olarak kapatılmıştır.

– 2007 Mart ayında “İşletme ve Sanayi Politikası” faslı,

– 2007 Haziran ayında da “İstatistik” ve “Mali Kontrol” fasılları müzakerelere açılmıştır.

-2007 Aralık ayında “Tüketicinin ve Sağlığın Korunması” ve “Trans-Avrupa Şebekeleri” fasılları müzakerelere açılmıştır.

2008 Haziran ayında “Şirketler Hukuku” ve “Fikri Mülkiyet Hukuku” fasılları müzakerelere açılmıştır.

Hâlihazırda, “Eğitim ve Kültür”, “Ekonomik ve Parasal Politika”, fasıllarına ilişkin Müzakere Pozisyon Belgelerimiz AB Konseyine sunulmuş olup, bu fasıllarda AB tarafının görüşlerini oluşturması beklenmektedir.

– Fransa Dönem Başkanlığı sırasında “Sermayenin Serbest Dolaşımı–4” faslı ve “Bilgi Toplumu ve Medya–10” faslının açılmasına ilişkin çalışmalar sürdürülmektedir. Bu çerçevede, AB’ne sunulmak üzere her iki fasılda Müzakere Pozisyon Belgesi hazırlanmaktadır.

– Ayrıca, açılış kriteri bulunmayan “Enerji”, “Eğitim ve Kültür” ile “Ekonomik ve Parasal Politika” fasıllarının açılmasını beklediğimiz, hem Fransa Dönem Başkanlığının, hem AB Komisyonunun dikkatine getirilmiştir.

Sorunlu Fasıllar:

11 Aralık 2006 tarihinde yapılan Genel İşler ve Dış İlişkiler Konseyi’nde alınan bir karara göre, Türkiye Ankara Anlaşması’na Ek Protokol’den kaynaklanan yükümlülüklerini yerine getirene dek, aşağıdaki 8 fasılda müzakerelere başlanamayacaktır:

– Malların Serbest Dolaşımı

– İş Kurma ve Hizmet Sunumu Serbestîsi

– Mali Hizmetler

– Tarım ve Kırsal Kalkınma

– Balıkçılık

–  Ulaştırma Politikası

–  Gümrük Birliği

–  Dış İlişkiler.

Ayrıca, geri kalan 25 fasılda müzakereler başlayabilecek, fakat kapanması için gene Ek Protokolden kaynaklanan yükümlülüklerimizin yerine getirilmesi koşulu aranacaktır. Bu yükümlülükten kasdedilen de Türk limanlarının ve hava alanlarının Rum gemilerine ve uçaklarına açılmasıdır.

 Komisyon, Ek Protokole ilişkin yükümlülüklerin 2007, 2008 ve 2009 İlerleme Raporlarında izlenmesiyle görevlendirilmiştir. Söz konusu karar 14–15 Aralık 2006 tarihli AB Zirvesinin sonuç bildirgesinde de onaylanmıştır.

Bu karar, Türk Hükümetinin AB reform süreci konusundaki kararlılığını etkilememiş, fasıllara uyum konusunda çalışmalar devam etmiş ve Türkiye’nin AB müktesebatına uyum çalışmalarının yol haritası olarak tasarlanan “Türkiye’nin AB Müktesebatına Uyum Programı” (2007–2013) başlıklı belge, 17 Nisan 2007 tarihinde kamuoyuna açıklanmıştır. Program, AB’ne katılım sürecimiz kapsamında AB müktesebatına uyum bağlamında çıkarılması gereken birincil ve ikincil mevzuatın yedi yıllık bir dönem içinde gerçekleştirilmesine ilişkin takvimi içermekte olup, toplumumuzu her alanda yüksek standartlara ulaştırmayı hedeflemektedir. Programda öngörülen tedbirler 60. Hükümet Programı Eylem Planı’nda da yer almaktadır.

Gerçekleştirilen reformlar

Bugüne kadar, TBMM tarafından 9 reform paketi çıkartılmıştır. Reformlar sadece AB üyelik süreci gerektirdiği için yapılmamakta, Türk halkının esasen hak ve arzu ettiği standartlara ulaşması için bir araç oluşturmaktadır. Bu nedenle, Türkiye-AB sürecinde zaman zaman aksamalar da olsa, reform süreci devam edecektir. Başka bir deyişle, AB’ye tam üyelik perspektifimiz bir iç motivasyona dönüşerek hükümet programlarına yansımış, bu çerçevede İskân Kanunu, Mesleki Yeterlilik Kurumu Kanunu, Avrupa Sosyal Şartının Onaylanmasının Uygun Bulunduğuna Dair Kanun, Kamu Denetçiliği Kurumu Kanunu, Özel Öğretim Kurumları Kanunu ve Vakıflar Kanunu kabul edilmiştir.

Değerlendirme:

Konunun teknik-kronolojik veçhesini böylece gözden geçirdikten sonra, bir de diğer açılardan bakmak yerinde olacaktır. Bilindiği üzere, ilişkiler salt teknik müzakerelerde şekillendirilmemektedir. Siyasi meseleler de, Ankara Antlaşması’nın Ek Protokolünün uygulanmasına ilişkin 11 Aralık 2006 AB Konseyi kararında olduğu gibi, müzakereleri etkileyebilmekte, keza ikili ilişkiler üzerinde etki yapabilmekte, zaman ve enerji harcanmasına yol açabilmektedir.

İlişkilerin ve müzakerelerin sağlıklı bir şekilde yürüyebilmesi tarafların kendilerine düşen yükümlülükleri yerine getirmeleri ve karşılıklı anlayışla mümkündür. Reform sürecinin sağlıklı işleyebilmesi için Avrupa Birliğinin Türkiye’nin yanında yer alması önem taşımaktadır. Bu noktada gerek Türkiye, gerek AB üyesi ülkeler kamuoylarının süreçte oynadıkları role değinmek gerekmektedir.

Bazı üye ülkelerin liderleri tarafından zaman zaman yapılan iç politikaya yönelik açıklamalar, Türk kamuoyunun güvenini sarsmakta, AB’nin güvenilirliğini azaltmakta ve hükümetin reform yapabilmesi için ihtiyacı olan halk desteğini azaltmaktadır. Ancak, Türk halkının AB’ye olan desteğinin, azalmakta birlikte devam ettiği de, zaman içinde yapılan kamuoyu yoklamalarıyla tesbit edilen bir vakıadır. Bunun yanı sıra, işlevsel açıdan önem taşıyan tesbit, karar ve açıklamaların münferit siyasi şahıslarca değil, AB kurum yetkililerince yapılanlar olduğunun da akılda tutulması kuşkusuz yararlıdır.

Üye ülkeler hükümetlerinin aday ülkelere karşı motive edici davranmaları ve vatandaşlarını aday ülkeler hakkında doğru bilgilendirmeleri keza önem taşımaktadır Diğer taraftan, bizim de gerek kamuoyumuz, gerek medyamızla objektif davranmaya gayret göstermemiz, bardağın dolu tarafını da göz ardı etmememiz doğru olacaktır.

Türkiye’de olduğu gibi AB ülkelerinde de üyeliğimiz konusunda çekinceleri, hatta itirazları olanlar bulunduğu sır değildir; öncelikle bunu doğal karşılamak, farklı düşünenlere ve düşüncelerine hoşgörüyle yaklaşmak demokrasi kültürü gereğidir. İkincisi, farklı görüş ve düşüncelerin bizi doğru bildiğimiz yolda ilerlemekten alıkoyması gerekmez; nitekim az önce de belirttiğim gibi, biz her alanda ilerleme sağlamak, ülkemizin ve halkımızın ihtiyaç duyduğu reformları gerçekleştirebilmek için çabalarımızı sürdürmekteyiz. Bunun ötesinde göz önünde tutulması yararlı olacak bir diğer husus, AB’ne katılımımızın zaman alacağı ve geçecek sürede pek çok şeyin, bu arada halen olumsuz görüş ifade edenlerin değişmiş olacağı gerçeğidir. Son haftalarda dünyayı sarsmakta olan kriz, ne kadar değişken, beklenmedik gelişmelere açık bir dönemde bulunduğumuzun somut bir göstergesidir. Hal böyle olunca, yıllar sonrasına bugünden bakıp olumsuz projeksiyon yapmanın, “bizi almayacakları belli” yaklaşımıyla gayretlerimizi gevşetmenin yanlışlığı ortadadır.

Son olarak, bir hususun da altını çizmek istiyorum. Türkiye’nin AB tam üyeliğine karşı tavır alanlar bulunduğu gibi Türkiye’nin  üyeliğini destekleyen çok etkili Avrupalı liderler de vardır. 2008 Nobel Barış Ödülüne layık görülen eski Finlandiya Cumhurbaşkanı, BM Kosova Özel Temsilcisi, Uluslararası Kriz Grubu Başkanı,  vb.Matti Ahtisaari’dir. Sayın Ahtisaari bunlardan biridir. Ahtisaari AB üye adaylığının tescil edildiği Helsinki Zirvesine evsahipliği yapmakla kalmamış, 2004 Brüksel Zirvesinde tam üyelik müzakerelerinin başlaması kararının alınmasında etkin rol oynayan raporu hazırlayan “Akil Adamlar Grubu”nun Başkanlığını üstlenmiş, üyeliğimizi her zaman desteklemiştir.

Ayni şekilde İsveç’in eski Başbakanı Karl Bildt de Türkiye’nin AB’ye katılım sürecine güçlü destek veren liderlerden biridir.

 Keza, Fransa Cumhurbaşkanı Sarkozy’nin beyanları tarafımızdan her vesileyle hatırlanırken, selefi Jacques Chirac’ın ülkemizin AB üyeliği konusunda şu sözler unutulmaktadır: “Eğer AB bir serbest ticaret bölgesi olarak kalmakla yetinmek istiyorsa, bunu Türkiye olmadan da yapar. Ancak, eğer AB küresel sorumluluklar yüklenmek niyetinde ise, onu Türkiye olmaksızın yapamaz”.

Çalışmalarımızı sürdürürsek zaman içinde gerek ülke içinde, gerek uluslararası alanda göreceğimiz destek ve kabulün artacağından, başarılı olacağımızdan kuşku duymuyorum. Sözlerime son verirken sivil toplum kuruluşlarının bu çerçevede önemli roller üstlenecek, kaydadeğer katkıda bulunacaklarından da emin olduğumu kaydetmek isterim.

Sözlerime son verirken, beni dinlediğiniz için hepinize teşekkür ederim.

Yazar Hakkında

Benzer yazılar

Yanıt verin.

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

This site uses Akismet to reduce spam. Learn how your comment data is processed.