Sürdürülebilirlik, Enerjide AB’ye Uyum Süreci ve Enerji Topluluğu, 5. Türkiye Enerji Forumunda yapılan konuşma, Adile Sultan Sarayı, İstanbul, 2 Temmuz 2008 (metin ve Power Point)

SÜRDÜRÜLEBİLİRLİK, ENERJİDE AB’YE UYUM SÜRECİ

VE ENERJİ TOPLULUĞU

Yaşar YAKIŞ

TBMM AB Uyum Komisyonu Başkanı

Dışişleri Eski Bakanı

2 Temmuz 2008

Adile Sultan Sarayı, İstanbul

(5. Türkiye Enerji Forumu)

Değerli katılımcılar, Sayın misafirler;

Konuşmama başlarken bu seçkin topluluğa hitap etme imkanını bana sağladıkları için Ulusal Enerji Forumunun düzenleyicilerine teşekkür ediyorum ve gerek bu Forumdaki başarıları için, gerekse bundan önceki forumların organizasyonundaki başarıları için kendilerini kutluyorum.

            Konuşmamı dört başlık altında sunmak istiyorum:

Önce genel olarak Enerji sorunları konusunda birkaç söz söyleyeceğim.

İkinci olarak Sürdürülebilirlik konusundaki düşüncelerimi sizinle paylaşacağım.

Üçüncü olarak, Sürdürülebilirlik konusunun Avrupa Birliği bünyesinde nasıl yürütüldüğü ve bu konuda hangi çalışmalar yapıldığını izah etmeye çalışacağım.

Dördüncü olarak, Türkiye’nin Sürdürülebilirlik konusunda ve bu alandaki Avrupa Birliği müktesebatına uyum konusunda neler yaptığı hakkındaki bilgilerimi sizinle paylaşacağım.

Ve beşinci ve sonuncu olarak da enerji konusunda Balkanlarda başlatılan bir süreç hakkında sizlere bilgi sunacağım ve Türkiye’nin bu süreç karşısındaki konumu ve tutumu hakkında sizlere bilgi vermeye çalışacağım.

 

I – Genel olarak Enerji sorunları

Enerji, son yılların en çok tartışılan konularından biri haline gelmiştir. Fert başına enerji tüketimi, bugün dünyada gelişmişlik kriterlerinin başında gelmektedir. Avrupa Birliğinde de uluslararası işbirliğinin en önemli konularından biri enerjidir. Zaten bugün Avrupa Birliği adı verilen inisiyatif, 1950 li yılların başlarında Avrupa Kömür ve Çelik Topluluğu olarak başlamıştı. Sonra da Euratom yani Avrupa Atom Enerjisi Topluluğu bu bütünleşmeye eklenen ilk halka olmuştur.

1970 li yıllarda yaşanan petrol krizleri de enerjinin siyasi önemini ortaya koymuştur. Enerjide dışa bağımlılığın riskleri, bu krizle, daha iyi anlaşılmıştır. Son yıllarda bu riskler, iki nedenle daha bariz biçimde ortaya çıkmıştır:

a) Birincisi, enerji talebindeki artış, buna karşılık enerji arzındaki yetersizliktir. Bu, bir arz güvenliği meselesini ortaya çıkarmıştır.

b)İkincisi, enerji hatlarının geçtiği ülkeler ile kaynak ülkeler arasındaki anlaşmazlıkların, kullanıcı ülkelere yansımasıdır. 2004 yılında Rusya ile Belarus, 2006 yılında Rusya ile Ukrayna arasındaki ikili anlaşmazlıklar, kullanıcı ülkelere giden doğal gazın kesilmesi sonucunu doğurmuştur. Bu da, kaynak güvenliği sorununun dışında, bir de, güzergah güvenliği sorununun varlığını ortaya koymuştur.

            Avrupa Birliğinin hem önemli bir tüketici olması, hem de enerjide büyük ölçüde dışa bağımlı olması enerji politikalarının Avrupa Birliği için önemini arttırmıştır.

Bu karmaşık denklemde Türkiye’nin bir yeri var mıdır? Varsa neresidir?

Türkiye, başta Orta Doğu ve Hazar Havzası olmak üzere, dünyanın ispatlanmış petrol ve doğal gaz rezervlerinin % 70 ten fazlasının bulunduğu bir bölgeye komşudur. Bu nedenle Türkiye, kaynak ülkeler ile tüketici pazarları arasında doğal bir köprü konumundadır. Enerji güvenliği hem kaynak güvenliğini hem de güzergah güvenliğini içerir. Türkiye bu her iki alandaki güvenliğe katkıda bulunabilecek konumdadır. Türkiye, bu imkanları, aşırı bir güce sahip olduğu kuruntusuna kapılmaksızın akıllıca değerlendirecektir.

II – Sürdürülebilirlik  

Enerji konusunda sürdürülebilirlik, önemini kimsenin reddetmediği bir zorunluluktur.

Sürdürülebilirliğin boyutları

Sürdürülebilirliğin iki boyutu vardır:

a) Birincisi, fosil yakıtlara dayanan enerji kaynaklarının bir gün tükenecek olmasının yarattığı sürdürülebilirlik sorunudur.

b) İkincisi ise, fosil yakıtların tüketilmesinin çevre üzerinde yaptığı tahribat nedeniyle bu tahribata uzun süre göz yumulamayacağıdır. Fosil yakıtların tüketilmesi, iklim değişikliği üzerindeki etkisi nedeniyle büyük bir tehdit haline dönüşmüştür.

Bunun sonucu olarak temiz ve yenilenebilir enerji kaynakları ön plana çıkmıştır. Bu kaynakların da en az finansmanla, en az çevresel ve sosyal maliyetle ve sürekli olarak temini gerekmektedir.

2. Sürdürülebilirliğin ana ilkeleri

Enerji alanında sürdürülebilirlik üç ana ilkeye dayanmaktadır:

Enerjinin etkin kullanımı ve enerji tasarrufu; özellikle son kullanıcıların yer aldığı binalar, elektrikli cihazlar, araçlar ve sınai üretim sırasında kullanılacak enerjide tasarruf.

Yenilenebilir enerji kaynakları kullanımının arttırılması ve bu alandaki teknoloji yeteneğinin yükseltilmesi; gerek hava kirliliği gerekse sera gazı salınımları açısından sıfır veya asgari emisyon yaratan güneş, rüzgar, jeotermal ve hidroelektrik kaynakları.

Yeni enerji teknolojilerinin geliştirilmesi ve yaygınlaştırılması; enerji tüketimi ve kullanımının çevrede meydana getirdiği olumsuz etkilerin ve kirlenmenin en aza indirilmesi için çevre dostu stratejilerin geliştirilmesi.

3. Enerji politikasının sürdürülebilirliğinde etkili olan faktörler

Bu ilkeler çerçevesinde enerjinin sürdürülebilirliğinde şu önemli faktörler rol oynamaktadır:

1. Enerji kaynakları çeşitlendirilmelidir, yani çeşitli enerji kaynakları birlikte kullanılmalıdır.

2. Enerji verimliliği, yani hem enerji verimli şekilde kullanılmalı, hem de enerji kaynakları optimum şekilde kullanılmalıdır.

3. Enerji altyapısının yenilenmesi. Bununla kasdedilen, ayni miktarda kaynaktan daha fazla enerji üretilmesidir. Bunun yapılabilmesi için de, temiz enerji üretilmesine imkan veren daha verimli bir altyapının kurulması gerekir. Burada dikkat edilmesi gereken bir başka husus da, bu altyapının gerçek maliyetini fiyata yansıtarak gerçekçi bir enerji piyasası politikası izlemektir.

4. Arz güvenliği. Yani tüketici, piyasadaki enerji ürünlerine makul bir fiyat üzerinden kesintisiz olarak erişebilmelidir. Bunu yaparken dışa bağımlılığı azaltmak gerekir. Böylelikle arz güvenliğindeki riskler de azalacaktır.

5. Enerji şebekelerinin bölgesel entegrasyonu. Böyle bir entegrasyon arz piyasasına derinlik sağlayacağı için enerji arz güvenliğini de önemli ölçüde arttıracaktır. Ayrıca yedek kapasite ayrılması ihtiyacını da azaltacağı için maliyeti düşürecek ve verimliliği arttıracaktır. Böyle bir işbirliği,  ilgili ülkelerin enerji piyasasını düzenleyen mevzuatlarının da uyumlu olmasını gerektirmektedir. Makul olan, en başarılı olan ülke mevzuatının öteki ülkeler tarafından da benimsenmesidir. Böylelikle mevzuat, uygulaması en başarılı olan ülkenin standardına yükseltilmiş olacaktır.

6. İklim değişikliği politikaları. Ülkeler, iklim değişikliği politikaları geliştirmeli ve bu politikaları etkili biçimde uygulamalıdırlar. Bu politikanın ana unsurları şunlar olmalıdır:

– Enerji sektörü boyutunda iklim değişikliği politikaları geliştirilmelidir.

– Enerji tasarrufu yaygınlaştırılmalıdır.

– Enerji verimliliği sağlanarak her bir üretim birimi başına kullanılan enerji tüketimi azaltılmalıdır.

– Fosil yakıtlardan enerji üretiminde çevre dostu yeni teknolojiler kullanılmalı ve toplam tüketim içinde yenilenebilir enerji kaynaklarının payı artırılmalıdır.

 

Sürdürülebilirlik, çok boyutlu bir strateji ile mümkündür. Bu strateji şunları içermelidir:

– Devletin etkin bir sürdürülebilir enerji politikası izlemesi ve yatırımları ona göre   yönlendirmesi gerekir.

– Vatandaşların enerjiyi bilinçli bir şekilde ve tasarruflu kullanmalarını teşvik edecek önlemler alınmalıdır.

– Firmaların çevreye saygılı enerji kaynakları ve teknolojisini kullanmaları teşvik edilmelidir.

 

III – Sürdürülebilirlik ve Avrupa Birliği

AB bu konuda çok kapsamlı çalışmalar gerçekleştirmiş ve hedefler belirlemiştir. Bu çalışmaların belli başlıları şunlardır:

1. AB, ilk olarak 1997 yılında “Gelecek İçin Enerji: Yenilenebilir Enerji Kaynakları” adlı    Beyaz Kitap yayınlamıştır. Bu belge ile, enerji üretim ve tüketiminin çevre üzerinde yarattığı olumsuz etkilerin ortadan kaldırılması hedeflenmektedir. Ayni belgede, yenilenebilir enerjinin toplam enerji tüketimindeki payının 2010 yılına kadar %12’ye çıkartılması hedeflenmektedir.

2. AB, topluluğun ithal enerji kaynaklarına olan bağımlılığını da azaltmayı hedeflemektedir. Bu nedenle rüzgar, su, güneş enerjisi ve biyokütle kullanımına önem vermekte olup, gerekli yatırımları yapmaktadır.

      3. AB, Mart 2000 tarihinde  “Avrupa İklim Değişikliği Programı” başlıklı bir belge kabul etmiştir. Bu belgenin başlıca amacı, sera gazları salınımlarının kontrol altına alınmasıdır.

      4. 2001 yılında ise “Enerji Arz Güvenliğinde Avrupa Stratejisine Doğru” başlıklı bir enerji entegrasyon stratejisi ortaya konulmuştur. 2020’lerde AB’nin dışa bağımlılığının %70’e ulaşacağı tahmin edilmektedir.  Bu strateji belgesinde çevre faktörünün enerji politikasıyla bütünleştirilmesi, bununla birlikte çevre – rekabet gücü – enerji kaynakları üçlüsü arasında sürdürülebilir bir ilişkinin sağlanması gereğine dikkat çekilmiştir.

      5. Haziran 2005 te de “Enerji Verimliliğine İlişkin Yeşil Kitap” adlı bil belge yayınlamıştır. Bu belgede, maliyet-etkin bir yöntem ile AB’nin toplam enerji tüketiminde en az %20’lik bir tasarruf sağlanması hedeflenmiştir.

      6. AB, Mart 2006’da “Avrupa İçin Güvenli, Rekabetçi ve Sürdürülebilir Enerji Siyaseti” başlıklı bir Yeşil Kitap yayınlamıştır. Bu kitapta enerjinin çevresel boyutu daha güçlü bir şekilde vurgulanmaktadır. Ayrıca, üye ülkeler arasında ortak bir enerji politikası oluşturulmasına zemin hazırlanmaktadır. Yenilenebilir enerji kaynaklarının geliştirilmesi için araştırmaların ve yatırımların artırılması öngörülmekte, çevre dostu enerji kaynakları ve iklim değişikliği konusunda Birlik çapında çözüm arayışlarının başlatılması; enerji verimliliğine ilişkin bir eylem planı ve yenilenebilir enerji kaynakları için bir yol haritasının oluşturulması gereğine işaret edilmektedir.

       7. Avrupa Birliği Komisyonu, Mart 2007 deki bahar zirvesinde, “Enerji-İklim Değişikliği Paketi” adı verilen bir belge kabul etmiştir.   Bu belgede, yenilenebilir enerji kaynaklarının geliştirilmesi ve iklim değişikliği ile mücadele teşvik edilmektedir.

IV – Sürdürülebilirlik ve Türkiye; AB’ye Uyum

            Şimdi enerjide sürdürülebilirliğin Türkiye boyutuna geçmek istiyorum. Türkiye’de yenilenebilir enerji kaynakları bağlamında rüzgar, güneş, jeotermal, biyokütle gibi kaynaklara yönelik çalışmalara hız verilmiştir. AB üyeleri ile kıyaslandığında halihazırda Türkiye’de yenilenebilir enerji payı daha yüksektir ve en önemli pay hidroelektrik ve biyokütleyse aittir.

            AB’ye uyum çalışmaları kapsamında, 2005 yılında bir yasa kabul edilmiştir. Yasanın adı “Yenilenebilir Enerji Kaynaklarının Elektrik Enerjisi Üretimi Amaçlı Kullanımına İlişkin Kanun” dur. Bu yasa, esas itibariyle, enerji piyasasının serbestleştirilmesi  ve elektriğin yenilenebilir enerji kaynaklarından üretilmesini teşvik etmek üzere  çıkarılmıştır.

            Ayrıca, 2 Mayıs 2007 tarihinde Enerji Verimliliği Kanunu kabul edilmiştir. Bu yasa, enerji kullanımında verimliliğin arttırılması ve çevrenin korunması amacıyla çıkarılmıştır. Yasanın getirdiği ilkelerin uygulamaya geçirilmesi, teknoloji ve altyapı alanlarında yatırımlar yapılmasını gerektirmektedir. Bu yatırımların devlete bir maliyeti elbette olacaktır. Ancak burada uzun vadeli çıkarları göz önünde bulundurulması gerekmektedir.

Enerji sektörüne ilişkin uyum çalışmaları, iki cephede yürütülmektedir:

Birincisi, Türk mevzuatının AB müktesebatına uyumu; İkincisi de, enerji şebekelerinin entegrasyonudur. Bu ikinci boyut, “Trans-Avrupa Ağları” olarak bilinen işbirliği projesinin temel bir bileşenidir. Söz konusu projenin öteki bileşenleri de ulaştırma ve telekomünikasyondur.

Uyum çalışmasına göre Türkiye, elektrik ve doğal gaz piyasalarını serbestleştirecek ve piyasaları yeniden yapılandıracaktır. Bu çerçevede 2001 yılında elektrik ve doğal gaz piyasalarına ilişkin kanunları kabul ederek rekabete dayalı bir sistem oluşturulmuştur. 2001 yılında kurulan Enerji Piyasaları Düzenleme Kurumu’na elektrik, doğal gaz, petrol ve LPG piyasalarını denetleme ve düzenleme yetkisi verilmiştir. Petrolün aranması ve üretilmesinde AB müktesebatına uyum sağlanması öngörülen Türk Petrol Kanunu tasarısı halen TBMM gündeminde bulunmaktadır.

            Türkiye, enerji faslında tarama sürecini tamamlamıştır ve faslın açılmasında herhangi bir açılış kriteri mevcut değildir. Faslın müzakereye açılması AB ile yakın işbirliği içinde enerji güvenliği politikalarının yürümesine yardımcı olacaktır.

V – (Güneydoğu Avrupa) Enerji Topluluğu ve Türkiye

Enerji Topluluğu, bir sürecin adı olup, 2001 yılında Avrupa Komisyonu ve İstikrar Paktı öncülüğünde başlatılan Atina Süreci’nin bir uzantısıdır. Atina Süreci ise, bölgesel elektrik ve doğal gaz piyasalarının oluşturulmasını hedefleyen bir girişimdir. Bu girişim, Güneydoğu Avrupa’da istikrar ve gelişmenin sağlanması genel hedefi çerçevesinde şekillenmektedir. Elektrik ve doğal gaz sektörlerinde bölgedeki ulusal şebekelerin birbirleriyle irtibatlandırılması ve altyapılarının geliştirilmesini için yatırım ortamı geliştirilmeye çalışılmaktadır. Böylelikle bölge ülkelerinin enerji alanında AB ile entegrasyonu hedeflenmektedir.

Türkiye, başlangıçta bölgesel ölçekte rekabetçi elektrik ve doğal gaz piyasalarının oluşumunu hedefleyen sürece büyük destek vermiş ve çalışmalarda başat rol oynamıştır. Ancak, zamanla,  bu konuda yasal yönden bağlayıcı bir uluslar arası Andlaşma imzalanmış ve süreç, uluslar-üstü nitelikte bir topluluk niteliği kazanmıştır. Avrupa Birliği de bu topluğa katılmaktadır.

Türkiye, özel koşulları nedeniyle Ekim 2005 te imzalanan Atina Andlaşmasına taraf olmamıştır. Bunun nedenleri şunlardır:

a) Türkiye, gerek ulusal enerji sektörünün ve gerekse talebi karşılamak için ihtiyaç duyulan yatırımın büyüklüğü açısından bölgedeki öteki ülkelerden farklıdır. Neredeyse, diğer tüm bölge ülkelerinin toplamı kadar büyük bir pazardır.

b) Türkiye, enerji üreten doğu ile enerjiyi tüketen Avrupa arasında kilit bir ülke konumundadır. Bölgedeki öteki ülkelerin birçoğundan farklı olarak sadece nihai tüketici pazar ülke değil, ayni zamanda bir geçiş ülkesidir.

c) Türkiye, AB müktesebatına uyum ile ilgili yükümlülüklerinin takvimini, söz konusu Anlaşmada tanımlandığı şekliyle değil, AB ile üyelik müzakereleri çerçevesinde çevre ve enerji fasılları kapsamında ele almayı tercih etmektedir.

Türkiye’nin yukarıda belirtilen çekincelerini Andlaşmanın müzakereleri sırasında dile getirmiş fakat gerek bölge ülkeleri gerek Avrupa Birliği tarafından bu çekinceler nazar-ı itibara alınmamıştır. Bu nedenle Türkiye Andlaşmaya taraf olmamıştır.  Halihazırda toplantılara gözlemci statüsüyle izlemektedir.

Türkiye, çekincelerinin giderilmesi için Andlaşmanın imzalanmasından sonra girişimlerini sürdürmüştür ve önerilerini Avrupa Birliğine iletmiştir  . Şimdi Avrupa Birliği Komisyonundan cevap beklemektedir.

Enerji önümüzdeki yıllarda yine uluslararası tartışmaları şekillendirecek olup, ortak politikalar gerektirecektir. Zira ülkelerin enerjiye olan ihtiyacı gün geçtikçe artmakta olup, enerji kaynaklarının kısıtlılığı onları daha da artan bir işbirliğine zorunlu kılacaktır. Enerji yollarının ve üretici ile tüketici ülkelerin ortasında bir köprü vazifesi gören Türkiye, bu rolünü her iki tarafa da yarar sağlayacak şekilde sürdürecektir. Enerji kaynaklarının ve güzergahlarının çeşitlendirilmesinde alternatifler sunarak enerjinin kilit aktörlerinden biri olmaya devam edecektir.

Konuşmamı özetlemek gerekirse, Enerji alanında sürdürülebilirlik çok önemlidir. Avrupa Birliği bu alanda çok önemli adımlar atmaktadır. Türkiye de Avrupa Birliğine uyum sağlamak için bu alanda önemli adımlar atmıştır fakat daha atması gereken çok başka adımlar da vardır. Türkiye’nin Güney-Doğu Avrupa’da oluşmakta olan Enerji topluluğuna katılmada bazı çekinceleri vardır. Bu çekinceler giderildiği zaman Türkiye söz konusu topluluğa katılacaktır.

Sözlerime burada son veriyorum. Beni dinlediğiniz için hepinize teşekkür ederim.

Yazar Hakkında

Benzer yazılar

Yanıt verin.

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

This site uses Akismet to reduce spam. Learn how your comment data is processed.