Avrupa XXI. Yüzyılda Barışın Geliştirilmesi için İstikrar Unsuru mu Yoksa Tehlike mi? Polonya eski Cumhurbaşkanı Lech Valesa’ya Nobel Ödülü verilmesinin 25. yıldönümü kutlamaları çerçevesinde düzenlenen panelde yapılan konuşma, Gdansk (Polonya), 6 Aralık 2008

AVRUPA – XXI YÜZYILDA DÜNYADA BARIŞIN GELİŞTİRİLMESİ İÇİN İSTİKRAR UNSURU MU YOKSA TEHLİKE Mİ?

Polonya’nın eski Cumhurbaşkanı Lech Walesa’ya Nobel ödülü verilmesinin 25. yıldönümü kutlamaları vesilesiyle düzenlenen panel, Gdansk (Polonya), 6 Aralık 2008

Avrupa Birliği, XXI. yüzyılın dünyada barış ve istikrar çağı olmasına katkıda bulunabilmek için gerekli tüm araçlara sahiptir. Bu araçları doğru kullanıp kullanamayacağını ise zaman gösterecektir. Bununu için yapması gerekenlerden bazıları şunlardır:

     a)      AB kendi içine kapanma eğilimine girmemelidir. AB’nin ecdadı sayılan Kömür ve Çelik Birliği’nin kurucuları olan Jean Monet ve Robert Schuman kurdukları bu Birliğin günün birinde o tarihte bağımsız birer devlet dahi olmayan Baltık ülkelerini de içine alacağını tahayyül edip etmediklerini bilemeyiz. Ama bu birlik gelişti, önce Avrupa Ekonomik Topluluğu, sonra da Avrupa Birdiği adını aldı ve  beşinci genişlemede Baltık ülkelerini içine aldı.Bu genişlemelerle ilgili en önemli husus, hiçbir genişlemenin hangi ön koşullara göre yapılacağının yıllarca önce belirlenmemiş olmasıdır. Her genişleme, genişlemenin vuku bulduğu tarihlerdeki koşullara göre değerlendirilerek yapılmıştır. İleride Avrupa Birliğinin nereye kadar genişlemesi gerektiği hususu belirlenirken de, bu kararın bugünkü koşullara göre değil, genişlemenin vukua geleceği tarihteki koşullara göre verilmesi gerekir. Bu tahlil doğru ise, Türkiye’nin Avrupa Birliğine girmesinin doğru olup olmadığının değerlendirilmesi de, bugünkü koşullara göre değil, Türkiye’nin AB’ye girme zamanı geldiği zamanki koşullara göre belirlenmelidir. Çünkü AB’ye girecek olan Türkiye bugünkü Türkiye değildir ve Türkiye’nin gireceği AB de, bugünkü AB olmayacaktır. O tarihte her ikisi de bugünkünden farklı olacaktır ve uluslar arası siyasi manzara da bugünkünden çok farklı olabilecektir.  Fransa’nın eski Cumhurbaşkanı Jacques Chirac, 2004 Aralık ayındaki AB zirvesinden iki gün önce şöyle demişti: “AB, bir Serbest Ticaret Bölgesi olarak kalmakla yetinmek istiyorsa bunu Türkiye olmadan da yapabilir. Ancak eğer AB küresel sorumluluklar yüklenecekse, onu Türkiye olmadan yapamaz”.

    b)      Bazı siyasiler, AB’yi bir Hıristiyan Kulübü yapma eğiliminde olduklarını ortaya koyan beyanlarda bulunmaktadırlar. Böyle bir eğilim, özellikle medeniyetler arası diyalogun sağlanması için büyük çabaların sarf edildiği bugünün koşullarından kopuk ve bu çabalarla çelişen bir tutum olarak ortaya çıkmaktadır. Böyle bir tutum dünyayı şimdikinden daha istikrarlı değil, aksine, daha istikrarız hale getirecektir.Türkiye, Avrupa’yı bir Hıristiyan Kulüp olarak değil, evrensel değerleri benimseyen bir topluluk olarak görmekte ve kendisi de o evrensel değerleri kucakladığı için, AB’ye girmeyi arzu etmektedir.

    c)      AB, uluslararası anlaşmazlıkları çözmede daha ziyade, yumuşak gücünü kullanmaktadır. Askeri güç kullanılması gereken yerlerde ABD’ye bağımlılığı geniş ölçüde devam etmektedir. Bunun ne kadar süreceği ve AB’nin işlevsel bir askeri gücü ne zaman oluşturabileceği kestirilemez. Türkiye NATO’da ABD’den sonra en büyük orduya sahip ülkedir. Türkiye gerek askeri gücü, gerekse son yıllarda başarılı biçimde kullanmaya başladığı yumuşak gücü ile AB’nin küresel roller üstlenmeyi hedeflediği yerlerde önemli katkılarda bulunabilir.

d)      AB, komşularıyla sorunlarını çözümlememiş olan Kıbrıs Rum kesimini üye olarak almak suretiyle o sorunları kendi bünyesine ithal etmiştir ve şimdi Kıbrıslı Rumların ulusal çıkarları uğruna AB’yi rehine olarak tutmasına izin verilmektedir. Bu uygulama ileride AB’nin işlerini daha da zorlaştırabilecektir.

Yazar Hakkında

Benzer yazılar

Yanıt verin.

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

This site uses Akismet to reduce spam. Learn how your comment data is processed.