AVRUPA PARLAMENTOSU VE İLİTİŞİM STRATEJİMİZ

Bu yazıyı Fransa’nın Strasburg kentinde yazıyorum. Avrupa Parlamentosu her ayın ikinci haftasında Strasburg’ta genel kurul toplantılarını yapıyor. Bu toplantılar sırasında Strasburg’a giden parlamenterlerimiz de, Türkiye ile Avrupa Birliği arasındaki duyarlı konularda Avrupa Parlamentosu üyelerini bilgilendiriyorlar.

Ben henüz siyasete atılmadan önceki zamanlardan beri, takriben 7 yıldır, bu iş için Strasburg’a geliyorum. Buradaki gözlemlerim arasında, okuyucularımızın dikkatini çekebilecek çok konu var. Bunlardan bazılarını bu yazımda, bazılarını da gelecekteki yazılarımda yazacağım.

Yedi yıldır bu işi yapmama rağmen, her ziyaretim, benim için halen zengin birer deneyim olmaya devam ediyor. 785 Avrupa Parlamentosu üyesinin her biri çok farklı çevrelerden geliyorlar. Aralarında uluslararası konulara çok vakıf, geniş vizyonlu olanlar da var; ufku, seçim bölgesindeki kenar mahalle ile sınırlı olanlar da var. Türkiye hakkındaki derin bilgisiyle beni hayrete düşürenler de var, Türkiye hakkındaki bilgisinin azlığı ile hayrete düşürenler de var.

Ziyaretimizin asıl amacı Avrupalı parlamenterlere temas olmakla birlikte, Avrupa Parlamentosunda cereyan eden her olay ilgi çekici.

23 dilde simültane tercüme ile yürütülen müzakereler, birer bilgisayar dakikliğinde cereyan ediyor. Milletvekillerinin konuşma süreleri, mensup oldukları siyasi grubun Parlamentodaki sandalye sayısı ile orantılı. Çıkar çevreleri, Parlamentoda gündeme gelen metinlerin kabul edilmesi, bazıları da, aksine, kabul edilmemesi için, son derece yoğun lobi faaliyetleri yürütüyorlar. Böyle günlerde, koridorlar, lobi şirketlerin temsilcileriyle kaynıyor.

Lobicilerin çoğu genel kurulun gündemindeki konular için değil, henüz hazırlanma yahut tasarım aşamasında olan projeler için, yani işler henüz mutfak aşamasında iken, faaliyet gösteriyorlar. Avrupa Parlamentosunda bu işlerin mutfağı, metni kaleme alan parlamenterin bu işlerden sorumlu yardımcısı, danışmanı veya uzmanının elinde olduğu aşamada başlıyor. Siyasi gruplarda tartışmalar aşaması ile devam ediyor. Sonra ihtisas komisyonlarına geliyor. Bir metnin şekillenmesinde etkili olabilmek için ne yapılacaksa, bu aşamalarda yapılması gerekir.

Bir yasa metninin oluşma sürecine girdiği ilk aşamalarda onun kokusunu alabilmek için daha ileri bir örgütlenme ve alt-yapı gerekiyor. Türkiye, henüz bu ölçüde örgütlenebilmiş değil.

2007 yılı Şubat ayı toplantısında, genel kurul gündemindeki çok sayıda konudan ikisi Türkiye’yi nisbeten daha yakından ilgilendiriyordu. Bunlardan biri Hollandalı parlamenter Emine Bozkurt’un hazırladığı ‘Türkiye’de Kadın’ başlıklı rapor. Sayın Bozkurt, dengeleri koruyarak, raporu mümkün olduğu kadar kendisinin ilk kaleme aldığı şekliyle genel kurula onaylattırmayı başardı.

Raporun müzakeresi sırasında, eleştirel üslup kullananlara cevap verme ihtiyacını hisseden İngiliz Parlamenter Daniel Hannan, çok az sayıdaki AB ülkesinde kadınların Başbakanlık yapmalarına rağmen 18 yıl önce Türkiye’de bir kadının Başbakanlık yaptığını hatırlattı.

Gündemdeki öteki Rapor, ‘CIA Tarafından Yasadışı Şekilde Gözaltına Alınmış Tutukluların Naklinde Avrupa Ülkelerin Kullanılması’ konusuyla ilgiliydi. Bu Raporda, birçok Avrupa ülkesi arasında Türkiye’ye de suçlama yöneltiliyor. Rapordaki bu asılsız ithamların düzeltilmesi için yaptığımız girişimlere karşı Raporun müellifi, kendi bilgi kaynaklarına güvendiğini söyleyerek gerekli düzeltmeleri yapmayı reddetti. Eleştirilen öteki ülkelerden farklı olarak Türkiye, bu Raporun müzakere edildiği Parlamentoda temsil edilmiyor. Onun için oradaki gelişmeleri etkileme imkanı AB üyesi ülkelere nazaran çok daha sınırlı.

12 Şubat Pazartesi günü, saat 17.00 den itibaren Avrupa Parlamentosunun genel kurulunda yapılan birer dakikalık gündem dışı konuşmalar sırasında, Yunanistanlı Avrupa Parlamentosu üyesi Panagiotis Beglitis, Türkiye’de Hrant Dink’in öldürülmesi olayının da açıkça ortaya koyduğu üzere milliyetçi akımlarda bariz bir tırmanış görüldüğünü, Avrupa Parlamentosunun Türkiye’ye bu akımlarla mücadelesinde yardımcı olması; bu nedenle bu konunun Avrupa Parlamentosunda gündeme getirilmesi gerektiğini söyledi.

Genel kurul gündemindeki konular bunlardan ibaret değil. Daha nice teknik konularda, direktifler oluşturuluyor, kurallar geliştiriliyor. İşte birkaç örnek:

– Bayındırlık sözleşmeleriyle ilgili hizmetleri sunma özgürlüğüne ve acenteler ve şubeler aracılığıyla iş gören müteahhitlerle bayındırlık sözleşmeleri imzalanmasına getirilen kısıtlamaların kaldırılması hakkındaki 26 Temmuz 1971 tarih ve 71/304/EEC sayılı Konsey Direktifinin iptaline dair Avrupa Parlamentosu ve Konsey direktifi önerisi;

– Tarımda ve ormancılıkta kullanılan traktörlerin görüş alanları ve cam silecekleri;

– 2006-2010 yılları arası için Kadın erkek eşitliği yol haritası;

– AB ile Rusya Federasyonu arasında kısa ikametli vize verilmesini kolaylaştırmak için anlaşma.

Bu örnekleri şunun için veriyorum: Türkiye, AB ile ilişkilerinde kendini, sadece Kıbrıs, Ermeni, Kürt, insan hakları, işkence, kadın hakları, ifade özgürlüğü gibi sayılı birkaç konuya hapsedemez. Sadece bunlardan bahsettiğimiz zaman, muhataplarımız, kendilerini, bizim karşımızdaki safta imiş gibi hissediyorlar. Bunun bilincine varmaya başlayan Türkiye, şimdi artık sadece kendisi için duyarlı olan konularda değil, Avrupa’nın inşa edilmesindeki her tuğlada işbirliği yapmaya çalışan bir tutum sergilemektedir. Günün birinde, ‘traktörlerin cam silecekleri’ ile ilgili normların geliştirilmesi gibi teknik konularda işbirliği yapmaya da sıra gelecektir.

Yazar Hakkında

Benzer yazılar

Yanıt verin.

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

This site uses Akismet to reduce spam. Learn how your comment data is processed.