AB’nin Türkiye İlerleme Raporu, Türk Parlamenterler Birliğinde yapılan konuşma, Ankara 1 Kasım 2004

AB’NİN TÜRKİYE İLERLEME RAPORU

Türk Parlamenterleri Birliği, Ankara, 1 kasım 2004

                AB Komisyonu’nun Türkiye için hazırladığı 2004 yılı Raporu Türkiye için hazırlanmış en önemli ilerleme raporlarından birini teşkil etmektedir. Bunun nedeni de, 2004 Aralık ayında Kopenhag Zirvesinde alınan karara göre, Türkiye ile katılım müzakerelerine başlanıp başlanmayacağının, Konsey tarafından, bu rapordaki tavsiyeye dayanılarak verilecek olmasıydı.

            Raporun bu konuyla ilgili bölümü şu başlığı taşımaktadır:

Komisyondan Konseye ve Parlamentoya tezkere (Communication)

Türkiye’nin Katılım  doğrultusunda ilerlemesi hakkında Avrupa Komisyonunun Tavsiyesi

Bu belgenin Sonuçlar ve Tavsiyeler başlıklı 7. bölümünün 3. paragrafında şöyle denilmektedir:

“Komisyon, Türkiye’nin siyasi kriterleri yeterince yerine getirmiş olduğu kanaatindedir ve katılım müzakerelerin başlamasını önermektedir”.

Bu ibare, bizim istediğimiz ifadeye çok yakındır.

Bununla birlikte söz konusu belgede, bizi rahatsız eden ve böyle bir belgede bulunmaması gereken bazı ifadeler de var. Bugünkü panelimizin konusunu teşkil edecek olan hususlar daha ziyade bunlar olacaktır. Bunlar aşağıdaki başlıklar altında toplanabilir:

– Türkiye ile katılım müzakerelerinin ucu açık olacağı;

–         İşgücünün serbest dolaşımına kalıcı sınırlamalar getirilebileceği yolundaki ifade;

–         Müzakerelerin askıya alınabileceği;

–          1963 Ankara anlaşmasının Kıbrıs Rum kesimi ile uygulanması için Komisyonla Müzakerelerin sonuçlandırılması.

Bunlar dışında da, Raporda yer alan ve Türkiye’nin öteki aday ülkelere nazaran farklı muameleye tabi tutulmakta olduğunu gösteren unsurlar var. Fakat, uygun görürseniz önce bu konuları biraz  ayrıntıyla ele alalım. Daha sonra da ötekileri inceleriz.

a) Önce, katılım müzakerelerinin “ucu açık” olacağı konusu. Raporun bu konudaki paragrafı şöyledir:

Tavsiye başlığını taşıyan belgesin Giriş bölümünün son paragrafında ve Sonuçlar ve Tavsiyeler başlıklı bölümde, hemen hemen birbirinin ayni ifadelerle şöyle denilmektedir:

“Doğası gereği bu, ucu açık bir süreçtir ve sonucu önceden garanti edilemez. Müzakerelerin ve onu izleyecek olan onaylama sürecinin sonucu ne olursa olsun, AB ile Türkiye arasındaki ilişkiler, Türkiye’nin Avrupa yapılarına demirlemiş olarak kalmasını garanti etmelidir. Türkiye’nin katılımı, yumuşak bir bütünleşmeye imkan verecek şekilde yürütülmelidir ve bu bütünleşme 50 yıllık Avrupa entegrasyonunun başarılarını güçlendirecek tarzda olmalıdır.”

Müzakerelerin, doğası gereği, ucu açık olduğunu herkes kabul eder. Başka bir deyişle, eğer Raporda böyle bir ifade yer almamış olsaydı dahi, müzakerelin, başarısızlıkla sonuçlanması ihtimali her zaman mevcut idi. Nitekim, İngiltere ile müzakerelere başlarken, böyle bir ön koşul ileri sürülmediği halde, müzakereler tamamlandıktan sonra İngiltere’nin AB’ye girmesi Fransa tarafından veto edildi. Hatta iki kez veto edildi.

Burada, bizi rahatsız eden husus, bu gerçek, hiçbir başka ülke ile müzakerelere başlarken ileri sürülmediği halde Türkiye için ileri sürülmektedir. Müzakereler, olumlu bir sonuca ulaşmak amacıyla başlatılır. Daha başında, olumsuz yanını vurgulamak, nişanlanan iki gençten birinin, yüzük takılırken, ötekine, bu nişanın evlilikle  sonuçlanmayabileceğini söylemesine benzemektedir.

Durum böyle olduğu halde,  Gelişme Raporuna bu tarz ibarelerin neden ithal edilmiş olduğunu AB ülkelerindeki muhataplarımıza sorduğumuz zaman verdikleri cevap, ülkeden ülkeye ve kişiden kişiye değişmekle birlikte, ortak yanı şudur: “AB ülkelerinde Türkiye’nin üyeliğine karşı olan güçlü kesimler vardır. AB üyesi hükümetlerin de kendi kamu oylarına, bu konuda bir teskin edici ilaç verme ihtiyaçları vardır. Bu ifadeleri işte o teskin edici ilaç olarak görmek gerekir” demektedirler.

Bu veriler ışığında şöyle bir değerlendirme yapılabilir: AB Türkiye’yi kendi bünyesine almayacak ise, Gelişme Raporunda böyle bir hüküm olsa idi de almayacaktır, olmasa da almayacaktır. Öte yandan, üye olarak alacak ise, Raporda böyle bir ifade var diye, almaktan vazgeçecek değildir. Bu nedenle Türkiye, bu konuyu bir varlık yokluk sorunu olarak ele almamalıdır. Böyle bir ifade Raporda yer almasaydı daha doğru olurdu, ancak, yer aldı diye Türkiye, başlattığı süreci aksamaya uğratmamalıdır. Böyle bir ifadenin 17 aralıkta yapılacak zirve kararına yansımaması veya bu ifadenin Zirve tarafından bir kez daha açık biçimde vurgulanmaması için çaba sarf etmelidir. Bunda başarılı olamazsa dahi, müzakerelere hazırlanmaya devam etmelidir.

b) İkinci konu, işgücünün serbest dolaşımına kalıcı sınırlamalar getirilebileceği konusu idi. Belgenin bu konuyla ilgili paragrafı şöyledir:

Bunları şöye sıralayabiliriz:

–                          Müzakereler 29 veya 31 başlık altında yürütülecektir. Öteki aday ülkeler için, sadece bu başlıkların ne zaman kapatılabileceği hakkında kriterler vaz edilmiş iken, Türkiye için, bir başlığın ne zaman müzakereye açılabileceği konusunda da kriter getirilmektedir.

–                          Ekonomik konuların müzakeresine başlanabilmesi için Türkiye’nin işleyen bir Pazar ekonomisine sahip olması gerektiği belirtilmektedir. Bu koşul öteki ülkeler için söz konusu edilmemiştir. Halbuki Türkiye’deki Pazar ekonomisinin Romanya ve Bulgaristan’dakinden daha muntazam çalışmadığını ileri sürmek zordur.

–                          Gümrük Birliği ile başlıkların müzakeresi, bu konudaki bazı güçlüklerin aşılması koşuluna bağlanmaktadır. Hiçbir aday ülkenin AB ile Gümrük Birliği yoktur. Başka bir deyişle o ülkeler, AB ile bütünleşme açısından Türkiye’ye nazaran daha geri durumdadırlar. AB ile bir Gümrük birliğinin bulunması Türkiye için bir ek avantaj olarak mütalaa edilmesi gerekirken, ilerleme raporuna göre, bu husus, bir handikap haline dönüştürülmüş olmaktadır.

–                          Mali konuların müzakeresinin, 2014 bütçe müzakerelerinin başlamasından sonra ele alınabileceği belirtilmektedir. Bunun anlamı, bu konular, müzakerelerine, 2012 veya 2013 yılından önce başlanamayacağıdır. Böyle bir ön koşul, öteki aday ülkeler için ileri sürülmemiştir.

Yazar Hakkında

Benzer yazılar

Yanıt verin.

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

This site uses Akismet to reduce spam. Learn how your comment data is processed.