Çeşitli Ülkelerde Sendikacılık (II), Mülkiye Bilim, Fikir, Sanat Dergisi, sayı 12, Şubat 1962

Mülkiye
Bilim Fikir Sanat Dergisi,
Sayı: 12, Şubat 1962

(Geçen Sayıdan Devam)


ÇEŞİTLİ ÜLKELERDE SENDİKACILIK (II)

Yaşar Yakış
Siyasal Bilgiler Fakültesi
Diplomasi ve Dış Münasebetler Bölümü
Dördüncü sınıf öğrencisi

İngiliz Sendikacılığı (Devam)

İngiltere’de işçilerin katılmaya haklı oldukları diğer bir faaliyet de iş uyuşmazlıklarıdır. Bunlar bizdeki hakem kurullarına çok benzerler. Yetkileri bizdekinden daha fazla değildir. İşçi ile işveren arasında olabileceği gibi işçi ile işçi arasındaki uyuşmazlıklara da bakar. İhtiyari ve mecburi hakemlik usullerinin her ikisi de yürürlüktedir. Mecburi hakemliğin kaldırılması için çeşitli zamanlarda çeşitli akımlar belirmiş fakat özellikle işverene kendisini saydıramayan kuvvetsiz sendikalar tarafından buna karşı konmuştur.

             Bu uyuşmazlıkların doğal sonucu olan grev İngiliz işçilerinin çoğunlukla nefret ettikleri bir araçtır. Ancak bu hak kendilerinden alınmış olsa büyük tepkilerin doğacağından İngiliz işçilerinin verimlerinin azalacağından hiç şüphe edemeyiz. Grev hakkı İngiltere’de günün konusu olmaktan çıkalı düzinelerce yıl geçmiştir. Grevin zımmen kabul edildiği tarihten bu yana ise yüzyıl geçmiştir. Grevin kanuni görünümü ve ne şekilde uygulandığını anlatmak bu yazının çerçevesine elbette sığmaz. Fakat şunu söyleyebiliriz ki 1959 istatistiklerine göre İngiltere’de grev sebebiyle kaybolan iş saati hastalık sebebiyle, işe arızi olarak gelmemek sebebiyle kaybolan zamandan daha azdır. Hatta çalışma metodlarında yapılan değişikliklerden doğan geçici verim azalmaları bile grevin sebep olduğu kayıptan daha büyüktür.

            Özellikle refahın arttırılması için işçilere düşen sorumluluğun büyüklüğü sebebiyle bugün İngiltere’de sendikalar, hükümetin ekonomik alanda alacağı kararlarda mutlaka danışmak zorunda olduğu teşekküller haline gelmiştir. Zaten hükümet programlarını bizzat gerçekleştirecek olan bu kitlelerin temsilcilerine söz hakkı tanımaktan daha tabii ne olabilir ki. Böylece sorumlular iş gücünün hesaplanmasında gerçekle ilgili bulunmayan hesaplara girişmekten kurtulmuş olurlar.

            İngiliz sendikacılığı siyasetle yakından ilgilidir. Bunun nedenlerini gelişme tarzından çıkarabiliriz. Modern anlamda demokrasi ile sendikacılık İngiltere’de ikiz olarak dünyaya gelmişlerdir. Hem yaşları hem de simaları birbirine benzer. İşçi Partisi mi sendikacılığı kuvvetlendirmek için doğmuştur, yoksa sendika mı İşçi Partisini kuvvetli tutmak için vardır belli değildir. Sendikalar İşçi Partisinin para kaynaklarının en büyüğüdür. Her işçinin işçi Partisine üye olması esastır. Onun için 1946 yılından beri bir işçi sendikaya kaydolurken “ben İşçi Partisine girmek istemiyorum” demezse partiye girmek istiyormuş sayılmaktadır.

AMERİKAN SENDİKACILIĞI

            Amerikan sendikacılığını anlatırken tarihçe üzerinde ısrarla duracak değiliz. Çünkü Amerikan sendikacılığında bugün karşılaşıp mahiyetini anlayamadığımız kurumlar yoktur. Böylece İngiliz sendikacılığında yaptığımız gibi kurumların nedenini gelişme içinde aramaya kalkmayacağız. Yalnız merakları gidermek için bu sendikacılığın hangi yıllardan beri var olduğunu araştırabiliriz.

            Amerika’daki bütün işçiler adına söz söyleyebilecek bir kurum ancak 25-30 yıldan beri vardır. Daha evvelki hareketler bu büyük ülkenin çeşitli bölgelerinde birbirinden habersiz işçi kurumlarının işverenlerle yaptığı didişmelerden ibaretti. Bunları Avrupa ülkelerindekilerden ayıran en önemli özellik gerek işverenlerin gerek işçilerin sözlerini yürütmek için işi hemen kabadayılığa dökmeleridir. Bunun için Amerika’daki sendikacılık tarihi tabancalı tüfekli bir serüven romanı gibidir. Gerçekten ilk ulusal sendikacılık adımları sayılan 1866 ve 1869 denemelerine girişenler kendilerine çalışma alanının şövalyeleri (knighs of labor) adını vermekten çekinmemişlerdi.

            Yapılan her grev işverenlerin para ile tuttuğu askerler tarafından şiddetle bastırılmış işveren askerleri ile işçiler arasındaki silahlı çarpışma saatlerce sürmüş birçok kadınlar ve çocuklar öldürülmüştür [3]. Bunlar tarihte olmuş bitmiş şeyler değildir. Amerikan sendikacılığında bu metodların kalıntısı günümüze kadar gelmiştir. Bazı yerlerde halen iri yarı adamlar işverenleri tehdit ederek onlardan istedikleri menfaati koparabilmektedirler. Daha 24 yıl evvel, 30 Mayıs 1937’de polis, Republic Steel Company’nin Chicago’daki fabrikasında grev yapan silahsız işçilere ateş etmiş ve bunlardan on tanesini öldürmüştür.

            Amerika Birleşik Devletlerinde bugünün en büyük işçi teşekkülü olan AFL-CIO (American Federation of Labor-Congress of Industrial Organisations- Amerikan İşçi Federasyonu- Sınai Teşekküller Kongresi) karışımının başlıca teşekkülü olan AFL geçen yüzyılda kurulmuştu (1887). Bu teşekkülün politikası şu idi: Amerika’da işçiler zenaatlarına (craft) göre teşkilatlanmalıydı. Tekstil işkolundaki işçilerden iplikçiler bütün iplik işçileriyle aynı sendikada, kumaşların ambalajını yapanlar  bütün ambalaj yapan işçilerle aynı sendikada toplanmalıydı. Teşkilatın içinde ortaya çıkan ikinci bir akım bu politikayı benimsememişti. Onlara göre işçiler işkolu esasına göre teşkilatlanmalıydı. Bir kimse kumaş da sarsa iplik tezgahına da baksa tekstil işçisi sayılmalıydı. İki görüş arasındaki fark zamanla büyüdü ve bunların ikisini de bir teşkilat içinde tutmak imkansız hale geldi. İşkolu esasını benimseyenler ayrıldı ve 1938’de Sınai teşekküller Kongresini (CIO) kurdular. Bu ayrılık 1955 yılına kadar sürdü. İki teşekkül arasında yeniden birleşme çabası birkaç yıldan beri sürüp geliyor, fakat hiçbir taraf kendi haklarından bağışta bulunmaya yanaşmadığı için birleşme gerçekleşemiyordu. 1955’te hiçbir taraf bağışta bulunmadığı halde birleşme gerçekleşti. AFL’in 61 yaşındaki başkanı George Meany AFL – CIO karışımının başkanı oldu. Şimdiye kadar bütün yazarlar bu birleşmenin mutsuz bir evlenme olduğunu söylediler. Bazen Amerikalılar, AFL – CIO kısaltmasının ortasındaki çizgiyi dillerine dolayarak, nükte olsun diye, “bu iki teşekkül zaten birleşmedi ki, aralarında bir çizgi var” demektedirler. George Meany 1959 yılında emeklilik yaşına girdiği halde geçtiğimiz yılın son aylarında Miami Beach’te yapılan kongrede yeniden seçilerek sandalyesini iki yıl daha terk etmeyeceğini bildirmiştir. Bir dakikası bile boş olmayan Başkan Kennedy işini gücünü bırakarak kongreye koşmuş ve kürsüye çıkarak 1960 seçimlerinde kendisini destekleyen bu yaşlı işçi liderine olan teşekkür borçlarını ödemek için eline geçen bu fırsatı kaçırmamıştır. Kennedy George Meany’nin adını ana ana işçileri onu desteklemeye davet etmiş ve bu konuşması bazı delegeler tarafından homurdanarak dinlenmiştir.


[3] La situation syndicale aux Etats Unis, Genève, 1960 s. 18

Yazar Hakkında

Benzer yazılar

Yanıt verin.

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

This site uses Akismet to reduce spam. Learn how your comment data is processed.