Bir Dostluk Köprüsü Olarak Batı Trakya’daki Türk Azınlığı, Haziran 2006

Haziran 2006

BİR DOSTLUK KÖPRÜSÜ OLARAK

BATI TRAKYA TÜRK AZINLIĞI

                                                                                                                                  Yaşar Yakış
Türkiye Büyük Millet Meclisi Avrupa
Birliği Uyum Komisyonu Başkanı
Dışişleri Eski Bakanı

            Bazıları, Türkiye ile Yunanistan arasında hangi konu ele alınırsa alınsın,  önce olumsuz yönünü ön plana çıkarmaya yönelirler. Ben bunun hep aksini yaptım ve şimdiye kadar da bunun hiç zararını görmedim. Diplomasi mesleğindeki 39 yıllık hizmetim sırasında en iyi dostlarım arasında her zaman Yunan diplomatlar yer almıştır. Yaşam tarzlarımız, beğenilerimiz, mutfak kültürümüz, eğlenme tarzımız açısından bakıldığı zaman en çok benzeştiğimiz ülkeler arasında herhalde Yunan halkı en başlarda yer alır.

            Bu kadar ortak yanları bulunan iki ülke arasındaki sorunların müzminleşmesinin sebebini bire ikiye indirgemek kolaycılık olur. Ama bunda ucuz politikalar izlenmesinin en önemli rolü oynadığını tahmin ediyorum .Ucuz politika derken de, her iki halkın milliyetçi duygularına hitap eden politikaları kast ediyorum.

İki ülke halkı doğrudan temasa geçtiği zaman bu benzerliğe hep hayret ederler. Bu hayret Yunan dostlarımızda daha fazladır. Çünkü biz Türkler, bu benzerliğin daha fazla farkındayız.

Bugün iki ülke arasındaki sorunları halka doğru anlatsak ve bunu milliyetçi duyguları gereksiz yere tahrik etmeksizin yapsak, iki ülke halkının, kendi yöneticilerinden daha yaratıcı çözümler üretebileceğini zannediyorum.

Ben Türkiye ile Yunanistan arasındaki sorunlara bu açıdan baktığım için, Batı Trakya’daki Türk azınlığı ile İstanbul’daki Rum azınlığı, her zaman, iki ülke arasında bir dostluk köprüsü olarak görmüşümdür.

Batı Trakya’daki Türk azınlığı konusundaki ilk bilgilerim Ortaokul yıllarıma uzanır. 1952 yılında, Bilecik Ortaokulunda parasız yatılı okurken, Batı Trakya’dan gelen parasız yatılı sınıf arkadaşlarım vardı. En iyi arkadaşlarım da onlar olmuştu. Şerafettin Hasan matematik dersinde her zaman on üzerinden on alırdı. Yine kendisi gibi Batı Trakya’lı olan Gümülcine’li Yusuf Hüseyin’e takılmadan edemezdi.  Yusuf sonradan Rodoplu soyadını aldı. Nurettin Ahmet İskeçe’li idi. Galiba İskeçe’nin Yenice köyünden. Kendi köyünün öteki hemşehrilerinin köyünden daha büyük olduğunu, minaresi de olan bir camileri olduğunu, öteki hemşehrilerinin köylerinde ezanın, muhtemelen, bir kütüğün üzerine çıkarak okunduğunu iddia eder, öteki arkadaşları kızdırırdı.

Bu arkadaşlarımın, Türkiye dışındaki bir ülkede sürdürdükleri yaşam tarzı hakkındaki her ayrıntı benim merakımı çeker,  sonu gelmez sorular sorardım. O zamandan beri sürekli olarak hayalimde canlandırmaya çalıştığım Türklerle meskun Batı Trakya köylerini, kendi gözlerimle görmek ve bu merakımı doyasıya gidermek, ancak, 54 yıl sonra, 2006 yılının haziran ayında kısmet oldu.

Türk Parlamentosundaki Avrupa Birliği Komisyonu olarak, üye ve aday ülkelerin parlamentolarındaki Avrupa Birliği Komisyonları arasında muntazaman teati ettiğimiz karşılıklı ziyaret çerçevesinde, Yunanistan Parlamentosundan bir davet almıştık. Avrupa Birliği Komitesi Başkanı ve Parlamento Başkan Yardımcısı değerli dostum Hatzigakis, bizleri Atina’ya davet etmişti. Bu ziyareti tamamladıktan sonra Türkiye’ye, Batı Trakya yoluyla dönmeyi arzu ettiğimizi söylediğimizde bu arzumuzu memnuniyetle karşıladılar ve proğramı ona göre yaptılar.

Ben Türkiye’ye gelen Yunan dostlarımızın İstanbul’daki Rum cemaati mensuplarıyla ve Sayın Fener Rum Patriği ile görüşmelerini hep memnuniyetle karşılamışımdır. Yunan dostlarımızın da, bizim, Batı Trakya’daki soydaşlarımızla görüşmemizi memnuniyetle karşılamalarını bekliyordum. Nitekim bu beklentim yerine gelmiş oldu. Yunanistan Dışişleri Bakanlığı sözcüsü Kumuçakos, bu konuda sorulan soruya verilen bir cevap bu beklentimi doğruluyordu. Sözcü şöyle demişti:

“Ziyaret için hiçbir engel söz konusu değildir… Ziyaretçiler istedikleri herkesle demokratik toplum çerçevesinde görüşebilirler”.

Dedeağaç’ta Evros Valisi Sayın Zabunidis’e, Gümülcine Valisi Sayın Yannakidis’e ve İskece Valisi Sayın Pavlidis’e yaptığımız ziyaretler, bizlere, iki ülke arasındaki dostluğu karşılıklı olarak bir kez daha teyid etme imkanı verdi. Sorunlar yok mu? Var. Sorunlar var diye mutlaka kavga etmemiz gerekmez. Bu sorunları dostlukla nasıl çözümleyebileceğimizin arayışı içinde olmamız gerekir. Batı Trakya’yı Türk Azınlığa ve İstanbul’daki Rum azınlığa mensup sivil toplum kuruluşlarını sürekli olarak bir araya getirebilsek, belki en yaratıcı çözümleri onlar önerebilirler. Çünkü, sorunların varlığından en çok ve doğrudan etkilenenler onlar. Eğer böyle bir mekanizma oluşturulabilirse ve sürdürülebilirse, bu sivil toplum kuruluşlarının, kendi ülkelerinin makamları üzerinde yapacakları etki, belki bizi en sağlıklı çözüm yollarına yönlendirebilecektir.

Geçmişte bu alanda bazı teşebbüsler galiba olmuş ama, sürdürülememiş. Keşke sürdürülebilse idi.

İskeçe’de Batı Trakya’daki Türk topluluğunun en itibarlı ve dini hiyerarşide en önde gelen lideri İskeçe Müftüsü, değerli dostum Mehmet Emin Aga’yı ziyaret ettik. Aga, geçirdiği hastalıklar ve çektiği meşakkatlere rağmen, halen hastalıklara meydan okuyor. Onun varlığı, Batı Trakya’daki Türk topluluğu için çok şey demektir. Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi Yunanistan aleyhine açtığı davada Mehmet Emin Aga’yı haklı bulmuştur. Avrupa İnsan Hakları Mahkemesinin, Türk makamlarınca yapılan haksızlıklarda Türkiye’yi mahkum etmesini ve böylelikle bireylere, ihlal edilmiş haklarını telafi imkanı sağlamasını anlayışla karşılıyorsak, Yunan dostlarımızın da Mehmet Emin Aga hakkındaki bu kararı anlayışla karşılamalarını bekliyoruz. Bir Yunan vatandaşının, Yunanistan yasalarının ve Yunanistan’ın taraf olduğu uluslararası anlaşmaların kendisine verdiği hakları hukuk yoluyla almış olmasının, Yunan makamlarını olumsuzluğa sevk edecek bir yanı yoktur.

 İki  dost ülkenin makamları veya halkları, doğru işleyen diyalog kanalları oluşturabildikleri takdirde, bu tür, insan mantığına aykırı düşen uygulamalar için Strasburg’daki mahkemeye gitmek zorunda kalmak yerine, hak ihlali ortaya çıkmadan önlenmesi, bana, zor bir iş değilmiş gibi görünüyor. Böylelikle, bir hakkın hukuk yoluyla alınmasının verdiği yenilmişlik duygusu söz konusu olmayacak ve mahkeme masrafları veya manevi tazminat ödenmesine de gerek kalmayacaktır. Her iki ülkenin makamları, bu hakları, mahkeme zoruyla değil, serbest iradeleriyle vermiş olacaklardır.

Daha sonra, Gümülcine Müftüsü Sayın İbrahim Şerif’i,  Milletvekili İlhan Ahmet’i, İskeçe’deki  Muzaffer Salihoğlu Azınlık Lisesini ve İskeçe Türk Birliğini ziyaret ettik. Yunan makamları, 1928 yılında kurulan bu Birliğin adında “Türk” kelimesinin bir sıfat olarak kullanılmasını zorunlu kılmışlar ve bu zorunluluk 1969 yılına kadar devam etmiştir. 1969 yılında, Yunanistan’da yönetime el koyan askeri cunta, 20 yıl boyunca  kullanılması sadece serbest olmakla kalmayıp, ayni zamanda resmi makamlarca mecbur kılınan bu sıfatı kullanmayı bu kez yasak etmiştir. Yani, bir bakıma, önce bu sıfatın kullanılmaması yasak iken, bir süre sonra kullanılması yasak haline gelmiş.

Bu ziyaretimiz sırasında, bundan kısa bir süre öncesine kadar ziyaretlere kapalı olan köyleri de ziyaret ettik. Ben bu köylerin vaktiyle neden ziyarete kapalı olduğunu hep merak eder dururdum. Ziyaret ettikten sonra bu merakım halen devam ediyor. Evet, bu köyler Yunanistan’ın öteki bölgelerine nazaran daha fakir. Ve galiba Avrupa Birliğine üye 25 ülkenin en fakir bölgesi bu köyler imiş. Fakat bunu saklamanın bir nedeni yoktur. Türkiye’de de en fakir bölge Güney-Doğu Anadolu bölgesidir. Gerçi, Türkiye’yi ziyaret eden yabancıların, o kadar ilgi çekici başka yerler dururken mutlaka Güney-Doğu Anadolu’ya gitmeyi ihmal etmemelerini eleştirenlerimiz de var. Fakat Türkiye, o bölgeye gitmeyi hiçbir zaman yasaklamadı. Batı Trakya’daki dağ köylerinin yolları vaktiyle çok daha bozukmuş. Şimdi, Türkiye’deki köylerin kıskanacağı kadar güzel yollar yapılmış.

Ziyaret ettiğimiz köylerden Dolaphan Türkiye’deki orta gelişmişlik düzeyindeki bir kasabayla mukayese edilebilir. Dolaphan belediyesinde, dinamik Belediye Başkanı Mücahit Dükkancı ve belediye meclisinin değerli üyeleriyle bir sohbet toplantısı yaptık.

Oradan Yassıören’e gittik. Yassıören Rodop dağlarının eteğine yaslanmış, doyum olmaz bir tabiat güzelliğine sahip şipşirin  bir köy. Köy imamı Ahmet Mete, bizi, yerel yemeklerin ikram edildiği mükemmel bir ziyafetle ağırladı.

Yemekten sonra Şahin köyüne gittik. Köy diyorum ama, Anadolu’daki orta büyüklükteki bir ilçeden daha büyük. Binaları ve yolları da köyden çok dört başı mamur bir şehir görümünde. İskeçe Amatör Klüpler Birliğinin kupa galibi olan Şahinsporun bu başarısını,  o akşam stadyumda düzenlenen coşkulu bir törenle kutladık. İskeçe Valisi Sayın Pavlidis, Şahin köyüne gideceğimi kendisi söylediğim zaman çok memnun olmuş ve köyün stadyumu için kayalıklardan oluşan bir dağı deldiğini söylemişti. Nitekim de öyle imiş. Köy halkının büyük bir bölümü şölende idi. Galiba iki bin kadar köy sakini vardı.

Şahin köyü, Mutafçova köyünden daha büyük olduğu halde, herhalde coğrafi olarak Mustafçova daha merkezi bir yerde olduğu için Şahin köyünün belediyesi Mustafçova belediyesine bağlı. Belediye Başkanı Mustafa Aga, bu bölgeyi dalaşırken bizi hiç yalnız bırakmadı.

Ova köylerinin arazi sorunu yok, ama dağ köyleri, kayalıklar ve yamaçlar arasında bulabildikleri daracık yerlerde tarım yapıyorlar. Bölgenin en önemli ürünü de tütün. Dünya Ticaret Örgütünün ve ona bağlı olarak da Avrupa Birliğinin birkaç yıl sonra tütüne verilen desteği kaldıracak olmaları nedeniyle, Yunan hükümeti, buradaki tarımı başka ürünlere kaydırmak için çalışıyor. Gerek valilerle gerek Dışişleri Bakan Yarımcısı ile yaptığım görüşmelerde, bu konudaki çalışmaları hakkında bana bilgi verdiler.

Köylerin konumu ve doğal koşullar açısından orada en kolay rekabet edebilecekleri ürünün arıcılık ve kültür balıkçılığı olduğunu tahmin ediyorum. Bu düşüncemi Sayın bölge valilerine de söyledim. Her taraf ormanlarla kaplı olduğu için arıcılık, bölge halkını ihya edebilir. Ayrıca her vadiden de gürül gürül soğuk sular aktığı için özellikle alabalık yetiştiriciliği için ortam çok elverişli. Özellikle yüksek irtifadaki köylerde sular daha soğuk olacağı için alabalık daha yağlı ve dolayısıyla daha lezzetli oluyor. Sayın valiler, bu düşüncemi kendileri ile paylaştığım zaman, öteki alternatifler arasında bunu da incelediklerini bana söylediler. Yassıören köyündeki bir bayan, nitekim alabalık çiftliği kurmuş ve işletmeye başlamış bile. Bu ziyaretim sırasında o hanımefendinin çiftliğinden balık yemek kısmet olmadı ama, bundan sonraki gelişimde bana o balıklardan ikram etmesi konusunda anlaşmaya vardık.

Ova köylerinden Sirkeli’ye de gittik. Caminin karşısındaki Zeynel’in kahvesinde köy halkı ile sohbet ettik. Akşam üzeri de  Susurköy’deki Kiraz festivaline katıldık. Susurköy, Türk azınlığının Yunanlılarla barış içinde birlikte yaşadıklar büyük bir karma nüfuslu köy. Susurköy’de bu yılkı festivalin nisbeten sönük geçtiğini söylediler. Eğer sönük olan festival böyle canlı ve kalabalık ise, canlı olanının nasıl olduğunu gözümde canlandırabiliyorum.

Batı Trakya’daki dağ köylerini ziyaret edince, bu güzel manzaradan, temiz havadan ve yörenin cana yakın çalışkan halkından etkilenmemek mümkün değil. İleride, bu bölgenin Yunanistan’daki dağ turizmi için mükemmel bir bölge olmaması için hiçbir neden yok. Böyle güzel bir bölgeyi, ziyarete kapatmak değil, aksine, her Yunan vatandaşını ve Yunanistan’ı ziyarete gelen her yabancıyı, bu bölgeyi ziyarete teşvik etmek gerekir.

Batı Trakya’yı ziyaretimden son derece memnun kaldım. Bu ziyareti kolaylaştıran Yunan makamlarına teşekkür ediyorum. Yunan dostlarım da Türkiye’ye geldikleri zaman Rum azınlığın bulunduğu yerleri ziyaret etmelerini çok arzu ederim. Böylelikle karşılıklı olarak bu iki azınlığı, iki ülke arasındaki dostluğun bir köprüsü haline getirmek için daha fazla neler yapabileceğimizi oturup konuşuruz.

Yazar Hakkında

Benzer yazılar

Yanıt verin.

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

This site uses Akismet to reduce spam. Learn how your comment data is processed.